curiosityrules

Çarşamba, Nisan 30, 2008

13. ay mektubu

Çağanın 13. ay mektubu çerçevesinde anlatıyım gelişmeleri. Yavrucum, bu ay senin bi psikiyatristle ilk tanışman oldu. İlerde ailem benim ruh sağlığımı önemsemedi demeyesin diye, seni bi doktora götürdük. Zira ben bu yeme çatışmalarımızın ilişkimizi zedelediğine inandığımdan, ve sende kalıcı bi hasar bırakmasını istemediğimden kılı kırk yarıyorum bu konuda. Doktora sen, baban, ben ve Halise ablan gittik, durumumuzu anlattık. Doktor herşeye rağmen şu anda vardığımız durumu iyi buldu, zira artık ekmeği falan mesela alıp ağzına götürüyosun, genelde yemek için değil, diş kaşımak için ama olsun bu da bi aşamaymış. Sonra mesela geçen ay çileği de götürdün ağzına hem de baya hoşlandın çilekten, elinde mıncıkladın falan da, meğer bu da iyi bişeymiş, yiyeceğin korkulcak bişey olmadığını öğrenmen gerekiyomuş. Neyse işte bizim ruhi durumumuzu da sordu doktorun, baban beni şikayet etti, pek asabi olmuşum son zamanlarda, önceden beni sinirlendirmeyen şeyler sinirlendiriyomuş, onu söyledi. Ben sana yemek yedirmekten korktuğumu anlattım, halise ablanda da tik olmuş, farkına varmadan öpücük benzeri bi hareket yapıyomuş, onu anlattı. İlaç yazdı bi tane onun için. Seni de cuma günü bi gelişim testine tabi tutacak doktor, ayın 5inde de beni sana yemek yedirirken ve senle oyun oynarken izliycek. Bakalım bunların sonucuna gör tavsiyeleri neler olacak. Yine de çok kötü etkilendiğini düşünmüyor, bizi tebrik etti. Çağan bak inan sağlığından önemli değil ama bu konuyu burada açmam lazım, zira bu ruh sağlığı işinin ne kadar pahalı olduğunu da öğrenmiş olduk bu sayede. Muayne ücreti tam 250 YTL, bizim şimdiye kadar bir doktora ödediğimiz en yüksek ücret ve acaba haftaya izleme yapacağı seansta da ücret alıcak mı diye şüphedeyiz. Anladım ki Gonca hakkaten süper-düper meslek seçmiş, günde 2 hasta ve 500 YTL, ayda 20 hasta baksan 5000 YTL gayet iyi para... Baban o günden beri, Mono gel seni bi tebrik ediyim, ama 250 YTL'ni alırım diyip duruyo.
Bu ruhsal durumları bi kenara bırakırsak, iyice çenebaz oldun diyebiliriz, genelde tazmanya canavarı gibi carcarcar yaparak konuşuyosun, yeni kelimelerin kedi, yeşil, havhav, aydede.. özellikle aydedeyi nefffis söylüyosun, bi de şımarıyosun aydede derken, utanır gibi yapıyosun. Bu ay itibariyle, insanlara daha az yabanisin, insanların yüzüne bırakıp ağlamayı bıraktın. Bİ de insan gibi emeklemeyi öğrendin, dört ayak üstünde gidebiliyosun ama gene de sürünmek daha çok işine geliyo. Annanenin elinden tutup bütün evin için koşturmaya bayılıyosun. Artık uykuya dalmak senin için daha zor oluyo, bazen ben uyuyakalıyorum seni uyuturken.
Bu ay kendi doktorumuzla kontrolümüz yoktu, dolayısıyla boy-kilo bilgisi veremiyorum, seni çok seviyorum bebeğim, gıdıklıyorum ve öpüyorum...

Etiketler: ,

Pazartesi, Nisan 14, 2008

şeri şeri leydi

bana insanların dış görünüşleriyle alay etmenin, dalga geçmenin, açık yorumlar yapmanın ayıp olduğu öğretildi. Ancak çocuklar çok acımasız oldukları - ayıp bilmedikleri için belki de birbirleriyle alay ederken sınır tanımazlar. Dayımın kızı, gördüğünüz en sevimli insan yaratıklarından biri, çekik gözleri, minnacık burnu, kelebek ağzı, ve çarpık dişleriyle, muhteşemm bi çocuk. 8 yaşında. 2 senedir tikleri var, bahar mevsimlerinde her zamankinden daha da fazlalaşıyor. Sadece yüzüyle değil, eliyle koluyla da yapıyor... Bu sene ki daha çok göz kırpmak üzerine, geçen sene çenesini oynatıyordu. Büyüdüğü ortamın süper sağlıklı olduğunu iddia etmiyorum, okul başarısı da yüksek değil, ilgi çekmek için yapıyor denebilir. İlgi çekmek için yapıyorsa da bilinçli yapmıyor, çok duygusal, sevecen, kıskanç bi çocuk. Bilmiyorum belki de her çocuk gibidir. Pazar günü hep beraber annemlerdeyken, Tenten kocaman sesiyle yeğenimin yanında "Bu tikleri nerden kaptı yaa" diye sordu. Soru havada kaldı. Başka şeyler konuşuluyodu bi yandan. Ama ben takıldım, çok üzüldüm, içim kırıldı. Eve gidene kadar, yalnız kalana kadar sabrettim, ona çocuğun yanında böyle birşey söylemenin ne kadar kötü olduğunu söylemek için. O ne yaptı dersiniz, anlamadı. Sen herşeye takılıyosun zaten mono oldu. Hayır ben herşeye takılmıyorum ama buna takıldım işte. Hala da takıkım, yüzüne kadar uzatmıyorum, bu saatten sonra ona ben anlatamam-öğretemem ki yaptığının kötü olduğunu... Kaç yaşında, çocuk değil, sağduyulu, hassas, kibar olmalı biraz daha... Bilmiyorum işte, içim üzgün-kırgın bir kez daha...

Etiketler:

piknik

çağan yeniden başladı kusmaya.. zaten tam olarak hiç vazgeçmemişti ama haftada 1-2 kusma vakası bizim için gayet iyiydi. şimdi günde 1-2 ye çıkmış durumdayız yine. İlaçlara yeniden başlıycaz mecburen. Haftaya da psikiyatr'dan randevu aldım. Bakalım neler konuşulcak. Çok ümitli misin diyosanız, hayır hiç değilim. Zira daha önce de söylediğim gibi çözüm olacağını düşünmüyorum. Ama herşey denenmeli ve hem çağan hem ben bu süreci en az zararla atlatmalıyız.

cmt günü pikniğe gittik, çağanla beraber. İşyeri tayfasıyla düzenlenen bi piknikti. Tenten çok geç geldi biz di'yle beraber gittik. Çağan için kırlar, yeşillik, açık hava güzeldi.. Bi yavru köpek üstüne atlayınca korktu o kadar... Daha doğrusu ben korkunca o da korktu. Sanırım ordaki herkes bizi görünce vazgeçti çocuk sahibi olmaktan. Korkmayın, her bebek çağan olmuyor. Orda da kustu.. Tam da ahh ne güzel baya yedi çorbayı diye sevindiğim bi noktada. evet evet ilaca başlamalıyız yeniden... pazar sabahı da kahvaltıyı kustu 2 kez.. piknikte mi üşüttü acaba mideyi diyorum. bilmiyorum yaa bu kadar nanemolla mideye ne yapmalı. bu kusma vakaları haricinde iyiydi piknik. bol bol gooool oynadık, kızlarla elele yürüyüş yaptık. kısa bi uyku çektik. cmt gecesi de ilk kez deliksiz 8 saat uyuduk. 10,30 dan 6,30 a....

Etiketler: , ,

Cuma, Nisan 11, 2008

lustralci geldi hanım

haftasonunda Ayşe Arman'ın antidepresanlarla ilgili yazısını okuyunca, tamam dedim buymuş benim ilacım: lustral
Kullananların dertleri benzerdi, hayatın ağır gelmesi, sorumlulukların altında ezilme, iyi anne, iyi eş, iyi hizmetçi, iyi çalışan olma baskısı... Sürekli sinirli ve bağırma halinde olma...
İlacı kullananlar kuzu gibi oluyomuş, hatta bi kadının çocukları melek anne diyolarmış, ilacı kullandığı dönemde. Tek dezavantajı kilo yapması, onu da çözdüler mi bu ilaç yok satar gibi geliyo. Sanırım reçetesiz de satılıyomuş, peynir ekmek gibi gider Türkiye gibi ortamda. İnsanlar zaten ruh sağlığı için doktora gitmekten çekiniyor, yarım saate 200 YTL vermek zor geliyor.. Yaz kendi reçeteni, pamuk gibi bi insan ol. Teşekkürler Ayşe Arman.. Bi çok Türk kadının evliliğinin bu şekilde kurtulacağına inanıyorum. Gitsin sinir küpü kadınlar, gelsin lustraller...

Cuma, Nisan 04, 2008

nerden nereye

Çağan şimdiye kadar yapmak istediklerini ağlayarak, mızmızlanarak anlatıyodu. Yani sandalyede oturmak istemiyor mu, itiyor, kendini sandalyeden atmaya çalışıyor ve zırlıyordu. Dün akşam ilk kez, protesto etmeyi öğrendi. Ağlamadan sadece bağırarak beni burdan kaldırın dedi. Bu 2 yaş sendromu var ya, başladı bizde. Erken ergenlik dedikleri bu olsa gerek. Bebeklere yedirdiğimiz neredeyse herşeyin içinde vitamin takviyesi var. Yok büyüme sütleri, yoğurtları, B12yi dayıyoruz çocuklara. Yeni nesil daha uzun boylu olcak orası kesin gibi, ama aynı zamanda kızların ergenlik yaşı da düşüyor. E mantık olarak ergenlik yaşı düşünce menapoz yaşı da düşmez mi? Gerçi Çağan erkek ama eminim onu da etkileyen boyutları var böyle beslenmenin. Şimdilerde, en azından içtiği sütü Pınar Organik'e çevirdim ki, sütten bari almasın bu fazla vitaminlerden. Gerçi yumurtanın Omega3'lüsünü aldım, balık yemediği için. Bi yerden kısıp bi yerden dayıyoruz, deneysel meneysel büyüyo çocuklar. Bakalım yeni nesilin sağlık problemleri neler olacak?

Etiketler: , ,

Perşembe, Nisan 03, 2008

bir yeni aslı

Aslı'ları severim. Hayatımda sayıyorum şimdiye kadar, biri çocuklukta başlamış, 4 tane Aslı girmiş hayatıma. Ciddi girmişler ama öyle uzaktan falan değil. Bi tanesi Amerika'da şimdi, özlüyoruz kendisini ailecek. Diğer İstanbul'da, Amerika'dan yakın da olsa uzun zamandır onu da görmüyoruz onu da özlüyoruz, bi de hamile kendisi heyecanla takipteyiz. Bir diğeri İzmir'de, onunla eskisi gibi değil ilişkimiz, kendi hayatı var. Üniversite 1-2'de yoğunduk diyebilirin. Bir diğer Aslı taaa çocukken arkadaş olduğumuz, Alanya'da şimdi, evli bi çocuğu var, kapandı. Annemlerin üst kat komşusunun kızı olduğundan, senede bir-iki defa geldiklerinde eğer karşılaşırsak ancak görüşebiliyoruz. İnsanlar güzel-çirkin diye değerlendirilmez ama bu Aslı'ların hepsi de güzel çıktı, hem de baya baya güzeller. Hayır kızım olsa adını Aslı bile koyabilirim güzelliği garanti diye. Şimdi bi Aslı daha var hayatımda, tek taraflı bi ilişki bu. Bu Aslı Yaman'ın annesi Aslı, Aslıberry. Yaman da "idare edemem" Yaman. Önce videoyu seyrettim, nerden geldi hatırlamıyorum, sonra sozlukte o günün hikayesini okudum, ordan Aslı'nın bloguna ulaştım. Aslında ben daha önce de okuduğum bazı blogların linklerinden bakmıştım Aslı'nın sayfasına ama keşfedememişim işte, videoyu takip, son bi haftadır günlerimi parlatan yazıları buldum. Ve sonrası... Hmmm bu işi yapıcam ama önce Aslı'nın blogundan Mart-2006'yı okuyum. Bi ay daha okuyum yatıcam. Öğle tatilinden sonra işe dönmek zor mu geliyo bi ay daha okuyum diye diye okudum bitti, bi kısmında püskürerek güldüm, bi kısmını gözü yaşlı okudum. Şimdi napıcam bilmiyorum, çünkü takdir edersiniz ki Aslı günde 5 post yazmıyo. Kendimi çok boşlukta hissediyorum, sayfayı sürekli update ediyorum, belki aynı derecede ilgimi çeker diye linklerine bakıyorum ama ı-ıh, hiçbirisi Aslı ve Yaman ve Mehmet kadar renkli değiller benim için. Ben okurken çok şey öğrendim Aslı'dan, sahip olduğum imkanları zamanında nasıl da kullanmadığımı, hayatı zorlamadığımı gördüm mesela. Sonra Aslı'nın Yaman'ı nasıl zenginleştirebilirimden yola çıkıp yaptığı şeyleri gördüm. Resimleri, müzikleri, kitapları... Ben de yapmalıyım diyorum en azından bi kısmını. Bu lohusa depresyonu denilen şeyi, her kadının farklı yaşadığını ama aynı yaşadığını gördüm. Sonra benden başka insanların da çocuklarıyla beraber ölüm fikrinden uzaklaşıp, yaşamlarına anlam katıldığını gördüm. Neyse bunları ve çok daha fazlasını gördüm Aslı'nın blogunda, biliyorum bu Aslı da güzel, hem Yaman'ın öğretmeni de söylemiş, Yaman da söylüyo sürekli.
Öyle işte, ben bunu niye yazdım? Bilmiyorum yazdım işte, sen de iyi ki yazıyosun Aslı.

Çarşamba, Nisan 02, 2008

zenginlik

- Söylesene, zenginliğin en büyük üstünlüğü nedir biliyor musun?
- Hayır
-Paran olmadığını söyleyebilmektir. Örneğin sınıf arkadaşlarımdan birine bir şey öneriyorum. Bilir misin ne yanıt verir bana: "Mümkün değil şu sıralar param yok" Eğer durum tersine olsaydı ben ona bu yanıtı veremezdim. Tıpkı güzel bir kızın, kendini çirkin bulduğu için çıkmak istemediğini söylemesi gibi. Bunu çirkin bir kıza söyletmeye kalkış bakalım, nasıl da alay konusu olacaktır. Dünya benim için altı yıl boyunca hep böyle oldu, geçen yıla kadar.
İmkansızın Şarkısı, Haruki Murakami

Salı, Nisan 01, 2008

yemek

insanların hayalleri olur ya, lotodan çıksa bunları yaparım, şu işe girsem bunları yaparım, şu adamla olsam bunları yaparım, aman da ne mutlu olurum diye.. Hani olmıycağını bilirsin ama gene de hayal edersin, benim de benzer bi hayalim var, Çağan yemek yeme problemi olmayan, her verdiğine kuş gibi ağzını açan, amcasının oğlu gibi herkeisn yediğinin peşinde koşan bi çocuk olsaydı hayatım nasıl olurdu gibi. O zaman onunla heryeregidebilirdim, zira gittiğim yerde yemek yememesi, kusması gibi bi derdimiz olmazdı. Sonra yemek seanslarımız 15 dakika sürerdi sadece, ve ben her seferinde pestilim çıkmış gibi hissetmezdim kendimi. Sonra hazırladığım ve çöpe giden yemekler için üzülmezdim, oğlumun çöken göz altlarına bakıp kendimi üzmezdim. Bi öğün yemediğinde umrumda olmazdı çünkü bilirdim ki sonraki öğünde yiyecek yada süt içecek, meme emecek doyuracak kendini. Ama Çağan yemediğinde emmediği ve biberon almadığı için bunun sütle telafisi yok. Öyle tepkili ki yemek olayına , kaşığı gördüğünde itiyo eliyle kafasını çeviriyo. Hayır öyle bağırıp çağırıp korkutmadım da çocuğu, kendimi dizginleyebildiğim ölçüde sevimli yaklaşıyorum, yemek yememe tepkilerine. Aç bırakmak da işe yaramıyo, bunu da ancak yemeyen çocuğun annesi anlar. Yoksa ben de çocuğum yokken, amaaan aç bırakırsan ye-cilerdendim... yemiyomuş işte görüyosun, hiç de çözüm mözüm değilmiş aç bırakmak. Ellerimde egzama gibi şeyler çıktı, baktım internete üzüntüden olurmuş.. Ne üzüntüm olcak benim, bu çağanın yememesi işte, beni en çok geren başka bişi diil. Mesela Amerikaya gitmek istiyoduk Japonas ordayken, ama şimdi bakıyorum da, mümkün diil ÇAğan'la, zira günde 5 öğün 45 dakkadan nerdeyse 4 saat sırf yemek yesin diye uğraşıyoruz.. Eeee Amerikalarda gezecez mi, yoksa bu çocuğa yemek yedircez diye mi uğraşcaz....
İşte benim de yiyen bi çocuğum olsaydı, Amerikaya da giderdim, tatile de çıkardım korkusuz. Ama şu halde evden 2 km açılmaya korkuyorum. Pazar günü eymirde bir küçük daninoyu benim montum, babasının pantolonu ve kendi montu paylaşarak yedi.. Düşünün artık, allahın daninosu içinde ne pütür var, ne tadı kötü, ne miktarı çok, bi çocuk daha ne ister? İşte benimki onu bile istemiyo. Bir dizi test daha yaptırıyoruz bakalım çıkıcak mı altından bişiler, ne biliyim süt alerjiisi, anemi falan gibi...
Bi mucize olacaksa hemen olsun, allahım ve Çağan babasının iştahına sahip olsun...

Etiketler: , ,